Dijital Bahar: Newroz'un Sosyal Medya Anatomisi

Sosyal medya akışınızda Mart ayının gelişiyle birlikte ilginç bir kutuplaşmaya şahit oldunuz mu? Bir yanda renkli kıyafetler, ateş üstünden atlayanlar ve "kutluyoruz" diyen bir kitle; diğer yanda ise kutlama görsellerinden ziyade "Nevruz Türkün bayramıdır" cümlesini bir bayrak gibi sallayan bir başka kitle.

Peki, neden bir taraf eylemi (kutlamayı) öncelerken, diğer taraf mülkiyeti (sahipliği) önceliyor? Gelin bu durumu psikolojik ve sosyolojik merceklerle inceleyelim.

1. Pratik ve Teori Arasındaki Uçurum

Sosyolojik açıdan baktığımızda, Kürtlerin Newroz’u kutlama biçimi bir yaşam pratiğidir. Yüzyıllardır devam eden ritüellerin, sosyal medya aracılığıyla dijital bir hafızaya dönüştürülmesidir. Burada vurgu "benimdir" demekten ziyade "ben buradayım ve bunu yaşıyorum" mesajıdır.

Öte yandan, Türk kullanıcıların "Nevruz Türkün bayramıdır" vurgusu daha çok bir söylem ve iddiadır. Bu durum, sosyolojide bir değerin "başkalaşmasına" veya "tek bir gruba mal edilmesine" karşı geliştirilen bir savunma mekanizmasıdır. Bir taraf bayramı ateşin başında yaşarken, diğer taraf bayramın "tapu senedini" elinde tutmaya çalışıyor.

2. Görünürlük Mücadelesi ve Onaylanma İhtiyacı

Psikolojik düzlemde bu iki paylaşım tarzı farklı ihtiyaçlara hizmet ediyor:

  • Kürtler için: Yıllarca kamusal alanda kısıtlanmış bir kimliğin, dijital dünyada "görünürlük" kazanma ve toplumsal bir katarsis (duygusal boşalım) yaşama hali.
  • Türkler için: Bir kültürel mirasın elden gitme korkusuna karşı geliştirilen reaksiyonel bir kimlik inşası. "Bu bize ait" diyerek aidiyet hissini perçinleme çabası.

3. Sahiplik mi, Paylaşım mı?

Buradaki asıl paradoks şu: Bir bayramın "bizimdir" diye savunulması, aslında o bayramın o anki "yaşanma" pratiğinden bir kopuşu ifade eder. Bir taraf bayramı bir fiil (kutlamak) olarak icra ederken, diğer taraf onu bir isim (aidiyet) olarak tanımlıyor.

Kimin Bayramı?

Doğa uyanırken çiçekler "kimin için" açtığını sormuyor. Ancak biz insanlar, baharın gelişini bile bir kimlik savaşına dönüştürebiliyoruz. Sosyal medyadaki bu manzara aslında bir kültürel zenginliğin değil, derin bir tanınma ve sahiplenme kaygısının yansıması.

Belki de sormamız gereken soru şu: Bir bayramın kime ait olduğunu kanıtlamaya çalışırken, o bayramın getirdiği neşeyi ıskalıyor olabilir miyiz?

Yorum Gönder

0 Yorumlar