Bir an için Fransa'yı düşünün. Gözünüzün önüne muhtemelen Eyfel Kulesi, peynir ve şarap kültürü, devrimci bir tarih, her köşesinde aynı zarif dilin konuşulduğu, kültürel olarak son derece homojen ve "bütünleşik" bir ülke geliyor, değil mi?
Peki, size 19. yüzyılın sonlarına kadar "Fransız" denilen o tek tip kimliğin aslında pek de var olmadığını, ülkenin büyük bir kısmının Fransızca dahi bilmediğini söylesem?
Tarihçi Eugen Weber, başyapıtı Köylülerden Fransızlara: Kırsal Fransa'nın Modernleşmesi 1870-1914 adlı kitabında tam olarak bu sarsıcı gerçeği yüzümüze vuruyor. Ulusların ezelden beri var olan, gökten inmiş doğal yapılar olmadığını; aksine devlet eliyle, ince bir mühendislikle inşa edildiklerini kanıtlıyor.
Gelin, dağınık ve birbirinden habersiz bir köylü yığınından, bugün bildiğimiz "Fransız ulusunun" nasıl adım adım yaratıldığına yakından bakalım.
"Fransa'da Yaşayan Ama Fransız Olmayan" Milyonlar
1870'lere, Üçüncü Cumhuriyet döneminin başlarına gidelim. O dönemde Fransa kırsalında yaşayan bir köylü için "Fransa" veya "Paris" kelimeleri çok az şey ifade ediyordu. Köylülerin dünyası, doğup büyüdükleri ve ufuk çizgisinde biten o küçük köylerinden ibaretti.
En büyük engel dildi. Nüfusun yarısına yakını standart Fransızca konuşamıyordu. Bretonca, Oksitanca, Flamanca veya sayısız farklı yerel lehçe (patois) konuşuluyordu. Birbirinden sadece 50 kilometre uzaklıktaki iki köyün insanları bile birbirini anlamakta zorluk çekebiliyordu. Ortak bir dilin, ortak bir pazarın ve ortak bir bilincin olmadığı bu tabloyu değiştirmek isteyen devlet, kollarını sıvadı ve dört devasa "ulus-inşa" makinesini devreye soktu.
1. En Güçlü Silah: Zorunlu ve Ücretsiz Okullar
Devletin köylü çocuklarına ulaşmasının en garantili yolu okullardı. Üçüncü Cumhuriyet, her köye bir ilkokul açma kampanyası başlattı. Bu okulların amacı sadece okuma yazma öğretmek değil, çocukları "Fransızlaştırmak"tı.
Dilin Dayatılması: Okullarda yerel dillerin konuşulması kesinlikle yasaklandı. Teneffüste bile kendi anadilini konuşan çocuklar cezalandırılıyor, boyunlarına bir utanç işareti asılıyordu. Başarıya giden tek yolun Fransızca öğrenmek olduğu beyinlere kazındı.
Tarih ve Coğrafya: Çocuklara, atalarının "Galyalılar" olduğu efsanesi öğretildi. Haritalar üzerinden Fransa'nın altıgen sınırları ezberletildi. Böylece, hiç görmedikleri dağların ve nehirlerin onlara ait olduğu fikri, yani "vatan" bilinci aşılandı.
2. Büyük Eritme Potaları: Kışlalar
Okulun başlattığı işi askerlik bitirdi. Zorunlu askerlik hizmeti sayesinde, hayatında köyünden dışarı adım atmamış bir Breton genci, Alplerden gelen bir başka gençle aynı yatakhaneyi paylaşmaya başladı.
Bu durum, farklılıkların törpülendiği bir "eritme potası" işlevi gördü. Ortak komutları anlamak için Fransızca konuşmak zorundaydılar. Askerlik onlara sadece silah tutmayı değil; disiplini, hijyeni, ulusal marşı ve gerektiğinde bu "hayali ortaklık" için ölmeyi öğretti. Artık köylerinin değil, "Fransa'nın" evlatlarıydılar.
3. İzolasyonu Kıran Demir Ağlar
Bir fikri yaymak için yollara ihtiyacınız vardır. 19. yüzyılın sonlarına doğru Fransa, devasa bir demiryolu ve karayolu inşasına girişti. Bu fiziksel altyapı, aslında zihinsel sınırları yıkıyordu.
Demiryolları sayesinde köylerin tecridi bitti. Paris'te basılan bir gazete, alınan siyasi bir karar veya yeni çıkan bir moda ertesi gün en ücra köylere ulaşıyordu. Trenler sadece mal taşımıyor, taşraya "şehirli ve modern" bir yaşamın hayalini de götürüyordu. Köylü artık dünyada yalnız olmadığını, büyük bir mekanizmanın parçası olduğunu hissediyordu.
4. Paranın ve Pazarın Birleştirici Gücü
Geçimlik tarım yapan, sadece kendi yiyeceğini üreten bir köylünün ulusal siyasete veya ekonomiye ilgi duyması beklenemezdi. Yolların açılmasıyla köylüler, ürünlerini şehirlere satmaya ve şehirden sanayi ürünleri almaya başladılar.
Artık ulusal bir ekonominin parçasıydılar. Ulusal pazarın işlemesi için tek bir şeye ihtiyaç vardı: Standartlaşma. Bölgesel ölçü birimleri çöpe atıldı, yerine metrik sistem geldi. Yerel para takasları bitti, yerine tek tip Fransız Frangı dolaşıma girdi. Cüzdanındaki para aynı olan insanların, aidiyetleri de yavaş yavaş aynılaşmaya başladı.
Sonuç: Uluslar Doğmaz, Yapılırlar
Eugen Weber'in eseri bize şunu gösterir: Fransız devrimi siyasi bir ulus ilan etmiş olabilir ama o ulusun sosyolojik olarak etiyle kemiğiyle var olması 100 yıl süren bir devlet mühendisliğinin sonucudur.
Bugün "millet" veya "ulus" dediğimiz o sarsılmaz aidiyetlerin ardında; kara tahtaların önünde verilen cezalar, kışlalarda edilen yeminler, döşenen raylar ve standartlaştırılan ölçü birimleri vardır. "Köylülerden Fransızlara" dönüşümün hikayesi, bize modern dünyanın en güçlü siyasi kurgusunun, yani "ulus-devletin" nasıl inşa edildiğine dair okuyabileceğimiz en çarpıcı reçetedir.

0 Yorumlar